Fizik Tedavi Hekimliğinin Bakış Açısından Holistik Tıbba Yeni Bir Katkı
Matrix-Ritim-Tedavisi
Fizik Tedavi Hekimliğinin Bakış Açısından Holistik Tıbba Yeni Bir Katkı

Hans Ortmann
, Alman Fizyopterapistler Derneği (VPT) İkinci Başkanı
Uluslararası Holistik Diş Hekimliği Kuruluşunun (GZM) 2007 yılında Münih’te yapılan yıllık Kongresinde, Matriks-Ritim-Tedavisinin Kraniyo-Mandibuler Disfonksiyon (CMD) Problemlerinin tedavisinde de kullanılmakta olduğunu ilk defa duydum.
Münih’li tıp doktoru Dr. Randoll’un bu kongrede sunduğu, temeli hücre biyolojisine dayanan bu konsept, bana, yıllardan beri Kalite Kontrol sistemleri konusunda tanıdığım düşünce tarzını hatırlattı.
Dr. Randoll, biyolojik sistemleri, tıpkı „kalite kontrolü“ sistemlerinde de olduğu gibi , esas itibariyle „Enformasyon, Süreç ve Strüktür“ (I-P-SMenejerligi) diye üç basamağı olan, son derece kompleks ama kendi içinde düzenli sistemler olarak anlamakta.
İnsan organizmasını, örneğin hastalık halinde görülen semptomların, sistem süreçlerinin „normalden“ kaymalarından kaynaklandığı bir „kalite kontrol sistemi olarak tarif eden bu düşünce, çok yeni bir düşüncedir.
Konuşmayı dinleyen herkes için örneğin vücudumuzda „hareketliliğin kısıtlanması“ hali ile hücre biyolojisi düzeyindeki „düzenleyici mekanizmaların iyi çalışmaması arasında bir bağlantı olması gerektiği apaçık anlaşıldığı gibi; fizik tedavi alanında da bizim uzmanlık konumuzu tamamıyla yeni bir bilimsel baza oturtan ve kolaylıkla anlaşılabilir yeni tedavi konseptlerinin pekala geliştirilebileceği de ortaya çıkmıştır.
Dr. Randoll’un konuşmasının bitiminden sonra, konuyu daha da derinleştirebilmek için kendisi ile aşağıdaki konuşmayı yaptım.
H.Ortmann:
„Sayın Dr. Randoll, siz tıp Doktorusunuz ve uzun yıllar Erlangen Üniversitesinde, Çene Cerrahisi (Prof. Dr. E.Steinhäuser) ve Travmatoloji (Prof. Dr. F.F. Hennig) bölümlerinde görev yaptınız; ve uzun yıllar boyunca da „Klinik bağlantılı bilimsel taban araştırmalarını“ yönettiniz. Bu araştırmalarınız sonunda elde edilen bilgileri, modüler Matriks-Tedavisi Konsepti olarak, Matrix-Merkez’lerinde hiç taviz vermeden uyguluyorsunuz. Yaptığınız bilimsel çalışmaların önemli bir sonucu olarak Matriks-Ritim-Tedavisi ortaya çıktı. Bu tedaviyi nasıl geliştirdiniz? Bize Matriks-Ritim-Tedavisi’nin ne olduğunu lütfen kısaca açıklar mısınız?“
Dr. Randoll:
„Fizik-Tedavi Metotlarıyla yakından ilgilenme fikri, aslında klinik gereklilikler sonucu ortaya çıktı. Klinikte çalıştığım zamanlarda, en azından benim için, uyguladığımız tedavilerin sonuçları kısmen hiç tatmin edici değildi. Bu durum beni o zamanlar uygulamakta olduğumuz tedavi metotları hakkında düşünmeye itti. Ağır durumdaki hastalarımıza, tüm Üniversite imkanlarını kullanmamıza rağmen, yardım edemez durumdaydık. O zamanlar, araştırmalarımız sonucunda elde ettiğimiz yeni bilgilerin ışığında ortaya çıkan imkanlar çerçevesinde yeni tedavi modelleri geliştirmeyi denedik; ve bu çalışmalarımız bizi ilk önce vital-video mikroskopi dediğimiz ve hücreleri canlı olarak izleyebilen mikroskobik görüntüleme sistemine götürdü. Bu sistemin en büyük özelliği, elektron mikroskoplarından farklı olarak, hücreleri canlı olarak görebilmemiz.
80’li yılların sonunda, yeni bilim dallarından olan “Kibernetik”, “Kaos-Teorisi” ve “irreversible -geriye dönüşü olmayan- sistemlerin lineer olmayan Termodinamikleri teorisi” benim için tamamıyla yeni idi. Fizik biliminin bu yeni görüşleri, Video mikroskopi üzerinde o zamanlar yapmakta olduğumuz bilimsel araştırma çalışmalarına yeni bir ivme getirdi; tümör hücrelerini ve normal hücreleri, sadece bunların içinde bulunduğu “beslenme ortamı”nı değiştirerek ( kimyasal olarak- farmakolojik/homöopatik; yada fiziksel olarak- mekanik / elektromanyetik), onların bu değişikliklere nasıl bir tepki gösterdiklerini ve bu yeni “uyarıcıya” adapte olup olmadıklarını anlamaya çalıştık. Bu çalışmalar esnasında, özellikle, mitikondriumların verdikleri tepkiler ve dışarıdan verdiğimiz impulslarla etkileyebildiğimiz, hücrelerin plazmalarında gördüğümüz ritmik süreçlerin reaksiyonları  çalışmalarımızı yönlendirici oldu.
Böylece, bilimsel çalışmalar alanında ilk defa, insan hücrelerinin Mikroskop altında tamamıyla canlı olarak izlenebilmeleri ve hareketlerinin video ile tespit edilebilmeleri mümkün oldu. Bu benim için tamamen yeni bir dünyanın kapılarının açılması demek oluyordu.
Fizik tedavi kapsamındaki tedavi spektrumu imkanlarını önümüze aldık ve “hangi tedavi metotlarının spesifik (düzenleyici) ve hangi tedavi metotlarının spesifik olmadığını (kaotik olduğunu) araştırdık.
Bugün ki bilgiler ışığında bakıldığında, fizik tedavi metotlarını, daha o zaman, hücre regulasyonu bazındaki “Etki ve Tepki” mekanizmasını bilinçli şekilde göz önünde bulundurarak kullanıyorduk.
İmkan dahilinde olan tedavi prensiplerinden birisi, örneğin, belirlenmiş bir “takt/ritim” üzerinden, metabolizmayı doğru şekilde yönlendirmek ve böylece dokunun performansını yükseltmek, o zamanlar ki bilimsel biyofoton araştırmaları bakış açısından, anlaşılabilir olsa bile, bu çalışmalar sonucunda fizik tedavi bilimi açısından pratik uygulanabilir bir fayda elde etmemiz oldukça uzun sürdü.
Biyokimyasal ve biyofiziksel hücre süreçlerinin gerek vücudumuza özgü iç sistemlerin gerekse vücut dışı sistemlerin ritimleriyle bağlantılı olduklarını anlamak, bizi doğru yola yönlendirdi.
İskelet kaslarıyla ilgili olarak yapmış olduğumuz bir doktora tezi çalışması çerçevesinde, piezosensorlar (kas hareketlerini ölçen aletler) vasıtasıyla, “normal”den daha hızlı, yada daha yavaş veya yoğunlukları değiştirilmiş ritimlerin, ağrı, kaslarda gerginlik hali ve diğer başka hastalık halleriyle tamamen doğru orantılı olduklarını ispat edebilmemiz mümkün oldu. Değişikliğe uğramış bir kas esnekliğinin ve biçimlendirilebilme özelliğinin hücre bazındaki bir “logistik” ile alakalı olması gerektiği apaçıktı. Böylece, iskelet adaleleri birden bire yapmakta olduğumuz bilimsel araştırmaların odak noktası oldu.
“Ritmin olmadığı yerde yaşam da yoktur” yada “doğru ritimlerle sağlıklı bir yaşam” diye de ifade edebileceğimiz gerçek, fizik bilimindeki en son gelişmelerin ışığında, holistik tip ile antik çağların hipokratik tıbbını bir araya getirebilen bir çerçeve içerisinde birdenbire karşımıza çıktı: Bildiğimiz gibi, Hipokrat “sağlıklı olma” halini, yaşam süreçlerinin harmonisi olarak anlamakta olup, ta o zamanlar, “hastalık haline fonksiyonel açıdan bakan” görüşü temellendirmiştir.
Sağlıklı olan dokuların kendilerine özgü ritimlerinin biyoloji bakımından anlamlı oluşlarından hareketle, Matriks-Ritim-Tedavisi ile vücudumuzun kendine özgü manyeto-mekanik titreşimlerinin aynısı olan mekanik titreşimler, vücuda, derine etki yapacak şekilde dışarıdan mekanik olarak uygulanır; “normal”den kaymış olan ve ritimlere bağlı olan biyokimyasal ve biyofiziksel süreçler aktive edilip, regenere olurlar/ geri adapte olurlar.
Bu işlem aynı bir orkestraya benzer. Tıpkı orkestra yöneticisinin (ritim – takt veren) müzisyenleri (hücreler) sürekli olarak düzenlemesi ve kooperasyon için yönlendirmesi gibi.”
Bay Ortmann:
“Tedavi tam olarak ne yapıyor?”
Dr. Randoll:
“Konuyu açıklamadan önce, “Senkronizasyon” biliminin bakış açısından bahsetmek istiyorum. Bu bilim dalı biyolojik sistemleri harmonik bir şekilde, birbirleriyle uyum halinde “titreşen” sistemler olarak görmektedir. Örneğin Kalp ritimleri, Beyin ritimleri veya kas ritimleri gibi koherent ritimler, küçük mikroskopik süreçler ve strüktürlerden tutun da büyük makroskopik süreçler ve strüktürlere kadar tüm hiyerarşik düzeylerde bir ritim belirleyicisi olarak etki yapmaktadırlar. Aynen laboratuar şartlarındaki bir hücre kültürünün besleyici ortamında, hücreleri çevreleyen sıvının durumunda olduğu gibi, vücudumuzda da düzenleyici ritimler vücut sıvısının ritmik hareketlerine bağlıdır.
Bunu şöyle tahayyül edebiliriz: aynen suyun içinde yüzen balıklar gibi, hücreler de vücudumuzda sürekli olarak çevrelerindeki sıvı tarafından “yıkanmaktadırlar” ve her bir hücre tıpkı bir ossilator gibi birbirleriyle de kooperasyon halinde, bizim de rahatlıkla görebildiğimiz bir ritmi “üretmektedirler”. Eğer akvaryumun suyu değiştirilmezse, besleyen ve temizleyen sistemler gerektiği gibi çalışamadıkları için, balıklar da bundan görünür bir şekilde olumsuz etkilenirler. Tüm “Lojistik” in düzeni bozulur ve etraf “çöp” ile dolar.
Aynı bunun gibi, ritimlerin düzeninin bozulması halinin uzun sürmesi durumunda, hücreleri çevreleyen , hücre dışı bağ dokusu/ hücre dışı matriks dediğimiz çevrenin de kalitesi bununla orantılı olarak bozulur. Kompenzasyon ve Dekompenzasyon mekanizmaları kanalıyla sistem dengesini giderek kaybeder. Aynı „maddenin kalitesini kaybetmesi/çürümesi sürecinde olduğu gibi, hücrelerin performansı giderek düşer ve mikro süreçlerin dengesinin bozulması sonucunda, süreçlere olumsuz etki yapan doku değişiklikleri meydana gelir, ki bunun sonucunda da sepmtomlar ortaya çıkar. Hücresel mikro düzeyde başlayan bu süreçler, somut olarak kendilerini ağrı, sertleşmeler, kaslarda kısalmalar, Fassiye ve tendon yapışmaları, kramplar, esneklik kaybı olarak gösterirler.
İşte, Matriks-Ritim-Tedavisi ile “normal”den kopmuş bu süreçlere hücre bazında etki edebilen bir tedavi yöntemi geliştirilmiş olup, Fizyoterapide uygulanan diğer tedavi yöntemlerini destekleyici/ tamamlayıcı şekilde kullanılmaktadır. Bu tedavi yönteminin kaslara dışarıdan mekanik olarak uygulanan mikro esnetici ritmi, bilimde „entrainement-etkisi“ denilen „rezonansa gelme“ hali sonucunda hücre süreçlerini reaktive eder; böylece çevrelerindeki sıvının harekete geçmesi ile „yıkanıp, temizlenen“ hücrelerin de tekrar tüm sisteme readapte/geri adapte olmaları mümkün olur.“
H. Ortmann:
„Bu tedaviyi hangi durumlarda tavsiye ediyorsunuz?“
Dr. Randoll:
„Bu tedavi, septomlarinin mikrosirkülasyon bozukluğuna bağlı olduğu tüm durumlarda başarıyla kullanılmaktadır. Hastalıkların tedavisi konusuna, hücre regulasyonu düşüncesiyle yaklaştığı için, pratikte hemen tüm tip disiplinlerinin bu tedaviyi yararlı olarak kullanabilmeleri mümkündür.
Matriks-Ritim-Tedavisi, Erlangen Üniversitesindeki bilimsel araştırmalar sonucunda geliştirilmesinden bu yana geçen on seneden fazla zaman içersinde özellikle Rehabilitasyon alanında, spor yaralanmaları ve sporcu rahatsızlıklarında ve ayrıca veteriner hekimlikte kendisine bir yer yapmıştır. Üç yıldan bu yana da işçi sağlığı konusunda, özellikle otomobil endüstrisinde çalışan iş gücünün sağlık sorunlarının çözümüne yardımcı olmakta kullanılmaktadır. Bu tedavi yöntemi hem önleyici hekimlikte hem de rehabilitatif olarak (aşırı yüklenmeler, yaralanmalar, kazalar ve operasyonlar sonrası meydana çıkabilecek rahatsızlıkların ortaya çıkmasını önlemek ve bunları eğer ortaya çıktılarsa azaltmak için) anlamlı şekilde kullanılabilmektedir. Ayrıca, spor doktorluğunda da her şeyden önce antrenman periyotları arasındaki rejenerasyon süresini belirgin şekilde kısaltıcı özelliği olup; aşırı esnetme, yaralanma, sertleşme, tendonların irritasyonu, Myoarthropathiler de başarıyla kullanılmaktadır. Böylece antrenman periyotlarının yoğunlaştırılması ve sporcunun yaralanma sonrası yaptığı spora daha çabuk dönmesi sağlanmış olmaktadır. Bunun yanında, her türlü ağrıda (Migren de dahil olmak üzere), postoperatif olarak, zor iyileşen yaralarda, Romatizma, Artroz, Osteoporoz gibi kronik-dejeneratif rahatsızlıklarda, kaza yada duruş bozukluğu nedeniyle meydana gelmiş dejeneratif kas rahatsızlıklarında ve çoğu zaman özürlü hastalarda görülen spastik kas kontraksiyonlarında başarıyla kullanılmaktadır.“
H.Ortmann:
„Bu tedavinin tıbbi uygulamalar bakımından konumlandığı yer neresi ?“
Dr. Randoll:
„Yakın Tıp tarihinde uygulanan tedavi metotlarına bakıldığında Matriks-Ritim-Tedavisi, özellikle iskelet kas sistemine etki eden bir „titreşim/ossilasyon“ tedavisi olarak konumlandırılabilir; ve en geniş anlamda da Fizik Tedavide klasik olarak tarif edilmiş olan „vibrasyon masajı“ nın bir gelişmiş şekli olarak görülebilir. Bilindiği gibi klasik vibrasyon masajı rehabilitasyon ve spor doktorluğu alanlarında tradisyonel olarak çok etkili bir tedavi metodu olarak tarif edilmektedir. Ancak doğası itibariyle, uygulayan terapist için çok yorucu olup, uygulamada da derine etkisinin çok sınırlı olduğu görülmüştür. Matriks-Ritim-Tedavisi, uygulanmaya başlandığından bu yana geçen zaman zarfında, derine ritmik şekilde etki eden mikro esnetici bir teknik olarak, düzenleyici fizyolojik süreçleri etkileyebildiğini göstermiştir. Bu tedavi metodunun, fizyoterapi ve manuel terapi metotlarını tamamlayıcı bir metot olarak görülmesinin uygun olduğu kanısındayım.“
H.Ortmann:
„Bununla söylemek istediğiniz, bu tedavi metodunun regulatif ve holistik tıbbın zaten kabul edilmiş bir ünitesi olan fizik tedavi disiplinine /fizik tedavi metotlarına bugünün aktüel bilimsel gelişmelerinin sonuçlarını da ekleyen, yeni ve tamamlayıcı bir katkı mı olduğu?“
Dr.Randoll:
„Evet, tamamıyla. Benim için, bizi Matriks-Ritim-Tedavisine götüren gelişmeler, geçtiğimiz yüzyıldaki „minyatürize olma“ akımı çerçevesinde elde edilen bilimsel bilgilerin mantıklı bir bilimsel sonucudur. Bilindiği gibi, örneğin cerrahide bir  „mikro cerrahi“ ye yönlenme başlamıştır. Aynı şekilde fizyoterapi de hücrebiyolojisinin regulasyonu bazını giderek daha da iyi kavrayacak ve „Enformasyon, Süreç ve strüktürler“ arasındaki interaksiyon, fizik tedavi ve fizyoterapi metotlarına daha da çok entegre edilecektir. Bu tedavi metodu, yeni bir bilim dalı olan rejeneratif tıbbın sahasına girmektedir. Biyolojik Tıp Biliminin, özellikle doku üretimi/yenilenmesi süreçleriyle ve vücudumuzun kendi kendini iyileştirme mekanizmalarıyla ilgili bir sahasıdır. Artık bu noktada, hücre süreçlerini epigenetik yol üzerinden yönlendiren “hücre dışı matriksi” dediğimiz fiziko-kimyasal alan giderek artan bir önem kazanmaya başlamıştır. Bu hususlar, mikro düzeydeki hücrebiyolojisi ve bunun sonucunda ortaya çıkan makro düzeydeki terapötik uygulamalar arasında ilginç yeni ilişkiler ortaya çıkarmaktadır. Hatta bu ilişkileri araştıran yepyeni bilimsel araştırma konuları ortaya çıkmaktadır.“
H.Ortmann:
„Değindiğiniz bu bilimsel araştırma konuları çok ilginç. Ancak halen uygulanmakta olan günlük fizyoterapiye baktığımızda, „GKV“ ( Çevirmenin notu: Almanya’da Fizyoterapi uygulamalarına ödenen ücreti belirleyen sistem) neredeyse „elimizi, kolumuzu bağlıyor“. Bu sistemin getirdiği belirlemelerle, yapılan uygulamaların uygulama süreleri sürekli olarak kısaltılmaya zorlanmakta.
Bu durum göz önünde bulundurulduğunda gelecekte Fizik Tedavinin tıbdaki yeri sizce ne olacak?“
Dr. Randoll:
„Bugün ki duruma baktığımda, bazen, Almanya’da Fizik Tedavinin kendi kendisini ortadan kaldırmak için en iyi yolu takip edip etmediğini düşünmüyor değilim doğrusu. Şu anki sistemin terapsit’e dayattığı tedavi birimlerini uygulama süreleri, olması gerekenin çok altına düşmüş olduğu için, aslında sadece bu sebep bile, yapılan uygulamaların etkili olamamaları için yeterli bir sebeptir. Ne yazık ki, fizik tedavi uygulamalarında, uygulanan herhangi bir tedavi aletinin tek başına önemli olmadığı, asıl önemli faktörün bu tedaviyi uygulayan terapist olduğu unutulmuş durumda. Aynı şekilde cerrahide örneğin, tek önemli olan yalnızca kullanılan skalpelin markası değil, bu skalpel’i kullanan doktordur.
Bir tedaviyi uygulayan terapist biyolojik sistemlerdeki düzenleyici süreçlere etki ettiği ve sadece önünde duran bir „tahta parçasını“ yada „pasta hamurunu“ pasif olarak etkilemediği içindir ki, eğer yapılan tedavinin etkisinin kalıcı/ yada en azından uzun süreli olmasını istiyorsak, hasta ile yapılan hem anamnezkonuşması hem de tedavi sürecindeki etkileşim çok önemlidir. Bu süreç zarfında hem hastanın şikayetlerini aktif olarak daha iyi anlamamız hem de kendisine „vücudumuzun kullanım kaidelerini“ açıklamamız mümkün olur. İçinde yaşadığımız toplumda sağlık konusu giderek daha da artan bir şekilde bir bilinç sorunu haline gelmektedir. Ülke ekonomisi açısından bakıldığında, ne detaylı teknik diagnostik imkanlar ne de şu an geçerli kanuni düzenlemeler yapılan harcamalar bakımından kalıcı çözümler getirebilmektedirler.
Bu çok üzücü bir gelişmedir. Zira 20. Yüzyılın başlarında fizik tedavi doktorluğu, hastalıkların iyileşmesinde kür uygulaması yapılan mekanlar tradisyonuyla altın bir çağ yaşamaktaydı. Ben bu bağlamda düşündüğümde, kür mekanlarının sahip olduğu doğal kaynaklar ve fizik tedavi bilimi arasındaki bağlantıyı, halen unutulmuş bulunan tradisyonel Avrupa tıbbının şu anda „uykuda“ olan bir saklı kaynağı olduğunu görüyorum.
Bilimsel baza oturmuş bir Fizyoterapi’nin tam olarak yerleşmesi sadece hücrebiyolojisi’ni anlamakla mümkün olabilir.
Bu görüşü modern kalite kontrolü düşüncesinin anlaşılmasını hızlandırabilir. Zira, konuya daha yakından baktığımızda aslında biyolojinin ta kendisinin mükemmel bir kalite kontrol sistemi olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bir semptomun ortaya çıkması yada çıkmaması, yaşayan biyolojik sistemin süreçlerini gelen etkiye/etkisi altında kaldığı „iritasyona“ uydurup uyduramamasına bağlıdır. İçinde bulunulan şu anki dönemde, sağlık sistemleri ve günlük yaşamımız bakımından, doğanın ve biyolojinin kendi bünyesindeki doğal imkanları, tedavilerimize her zamankinden daha çok entegre etmemiz gerekmektedir.
Bu Kongrede sizin ve kongreye katılan diğer terapsitlerin GZM Network’ü (çevirmenin notu: Almanya’da, holistik bakış açısıyla çalışan Diş Hekimleri Birliği) çerçevesinde aldıkları yeni kararları ve yeni yaklaşımları gördükten sonra, fizik tedavinin geleceğini, doğal kaynaklar da birlikte kullanılmak suretiyle, oldukça olumlu gördüğümü ifade edebilirim. Fizik tedavinin sadece daha cesur olması ve 21. Yüzyılın bilimsel tıp ekolünde yapmış olduğu yeni bilimsel gelişmelerin açmış olduğu yolu takip etmesi gerekmektedir. Süreçleri anlayan ve odak noktası yapmış olan biyolojik tıb anlayışı bazında karşılıklı olarak etkileşim halinde hareket eden „mekan ve zaman desenleri“ çok önemli bir rol oynamaktadır.
Kendi kendini organize etme, senkronizasyon, salutogenez, Potensiyalite ve biyolojinin kendi kendini iyileştirme özelliğinin bulunması hususları da bu konuyu derinleştirici diğer bazı konular olup, hatta aynı zamanda spiritualite de eski zamanlarda olmuş olduğu gibi sağlık ve sağaltma konusuna tekrar entegre edilmektedirler.“
H.Ortmann:
„Sayın Dr. Randoll, bize ayırdığınız vakit ve fikirlerinizi bu kadar açıkça ifade etmiş olduğunuz için size çok teşekkür ederim.“

Konuşmayı yapan terapistin adresi:
Hans Ortmann, Krankenhausberg 3, 84453 Mühldorf,
Tel: 08631/7270 Fax: 08631/164864
E-Mail: HansOrtmann@t-online.de
 
<< Geri Dön