SON BİLİMSEL YAYIN
Matriks-Ritim-Tedavisi

Hücre biyolojisiyle ilgili temel bilgiler açısından bakış, Teori ve Pratik
Ulrich G. Randoll / Friedrich F. Hennig
1990’lı yıllarda Erlangen Üniversitesinde geliştirilen, hücre biyolojisi bazına dayandırılmış Matriks-Konsepti’nde biyolojik sistemlerin, esas itibariyle, komplex ve düzenli sistemler oldukları noktasından hareket edilmektedir. İnsan’a sistem teorilerine bakılan bakış açısıyla bakılmakta ve ortaya çıkan semptomların, süreçlerin “normal”den kaymış olduklarının bir göstergesi olduğu noktasından hareket edilmektedir; ayrıca “patofizyolojik-genetik konsept” yanında “salutogenetik-epigenetik konsept”e de aynı ağırlıkta yer verilmektedir. Kişinin hareketlerinde görülen kısıtlanmalar ve birçok hastalık semptomları, bu açıdan bakıldığında, hücresel boyutta meydana gelen „kendi kendini ayarlama sisteminde görülen bozukluklar” olmuş olmaktadır. Bu yeni bilimsel gözlükle bakıldığında, tıp ve tedavi alanlarıyla ilgilenen sahaların, yepyeni bir bilimsel tabana oturtulması mümkün olmaktadır. İşte Matriks-Ritim-Tedavisi, 21. Yüzyılın Tıbbına temel teşkil eden bu ana düşünceye dayandırılarak geliştirilmiştir.
Giriş
MaRhyThe®     (Matriks-Ritim-Tedavisi) uzun yıllar süren “klinik bağlantılı temel bilimsel araştırmalar”ın bir sonucu olarak geliştirilmiştir. Klinikte uygulanan tedavilerin sonuçlarının kısmen yetersiz kalıyor olması gerçeği, araştırma ekibini, halen uygulanmakta olan tedaviler üzerinde kritik bir şekilde düşünmeye itmişti. Üniversitenin o anda sahip olduğu tüm imkanlarının kullanılıyor olmasına rağmen, ağır hasta kişilere yardım edilemiyordu. O zamanki bilimin yeni bilgilerinin ışığında tarif edilen yeni modeller kullanılarak, yeni tedavi metotları geliştirilmeye çalışılırken, öncelikle büyültme imkanı çok yüksek olan „Vital-Video-Mikroskop“ lar kullanılarak yapılan çalışmalar sonucunda ortaya çıkan tedavi metoduyla o güne kadar rastlanmamış olan bir başarı elde edildiği görüldü. (1-4).
Kibernetik, Kaos Teorisi ve „irreversibel – geriye dönüşü olmayan- sistemlerin linear olmayan Thermodinamikleri“ 

Kibernetik, Kaos Teorisi ve irreversibel- geriye dönüşü olmayan- sistemlerin linear olmayan Termodinamikleri olgusu üzerine gelişen yeni fikirler, o zamanlar Video Mikroskop ile yaptığımız araştırmalar için çıkış noktamız olmuşlardı. Hasta dokudan yeni alınmış biyopsilerin hücresel süreçlerini ilk defa canlı olarak göstermek ve video kameralarla da tesbit etmek mümkün olmuştu. (5,6). 

Şekil 1
Mekanik titreşimi uygulayan logaritmik spiral biçimindeki tedavi başlığı (Patenti Dr. Randoll’a ait) hiçbir zorlama olmaksızın, sempatolitik-vagaton bir etkiyle fizyolojik süreçlerle etkileşime girerek, bu esnada hem kaybolmuş biyolojik ritimlerin tekrar ortaya çıkmaları için gerekli olan geometrik-fraktal beklentileri hem de biyolojik strüktürlerin beklentilerini yerine getirmektedir.
 
 
Şekil 2
Dokunun, normal (A) ve asidotik (B) gibi halleri kontraksiyonun meydana gelme sürecini ve bunun sonucunda gözlemlenen kas çalışmasını (kasın yaptığı işi / İş= Kütle x Hız x Yol) belirgin şekilde etkilemektedir. İskelet kaslarının „dinamik finite element Modeli“ ile hesaplanıp çizilen modelleri, kasın göbeğinde tipik kontraksiyonlar meydana geldiğini göstermektedir.
 
Bu araştırmaları yaparken sorduğumuz sorulardan biri de „hangi frekanslar ve ve amplitutlar insan organizmasının iyileşmesine yardımcı olan, hangileri de büyük ihtimalle zarar veren özelliklere sahiptir?“ idi. O günki geçerli fizik tedavi metotlarının içinde, bunlardan hangilerinin spesifik olmayan (kaotik) bir etki ve hangilerinin spesifik (düzenleyici) bir etki yapıp yapmadıklarını araştırmaya başladık. Kronobiyoloji ile Sinergetik bilimlerinin ve koherent alanlarla ilgili olarak yapılan çalışmaların sonucunda elde edilen yeni bilgilerin ışığında, eğer dokuya belirli bir fizyolojik ritim ugulayabilirsek, bu dokunun metabolizmasını da olumlu yolda etkileyebileceğimiz ve böylelikle o yörenin performansıni arttırarak tedavi etme imkanımız olabileceği  düşüncesi bizim için giderek bir açıklık kazanmaya başladı (7,8).
Biyokimyasal ve biyofiziksel hücre süreçlerinin vücudun içsel ritimlerine bağımlı olmaları yanında aynı zamanda vücut dışı ritimlerden de etkileniyor olmalarını anlamak (9) bizi doğru tarafa yönlendirdi.
Sağlıklı yaşam için gerkli olan „doğru“ ritim
Vücut ritimlerini sistemli olarak araştırmaya başladığımızda (Şekil 1) sorularımızı vücut kasları üzerine yoğunlaştırdık: Kasların kendilerine özgü titreşimi herkesde aynı mı? Eğer bu böyle ise, bunun fizyolojik açıdan bir anlamı varmı?
Yapılan bir doktora çalışması çerçevesinde, titreşimleri ölçen „Piezosensor“ (Açıklamalar’a bakınız) (10)denilen bir aleti kullanarak iskelet kaslarında yaptığımız ölçümlerde, „normal“den daha hızlı yada daha yavaş haldeki veya yoğunlukları „düşük“ ritimlerin,her defasında, bir ağrı hissedilmesi hali, sertleşmiş kas bulgusu ya da başka hastalık semptomlarıyla direkt olarak bağlantılı olduklarını ispat edebildik. „Sağlıklı“ dediğimiz kas 8-12 Herz arasında (11,12) olan kendine özgü bir titreşime sahip. Anladığımız kadarıyla, kasların esnekliğinin ve plastisitelerinin değişmesi ile hücre düzeyindeki lojistik’in değişmiş olması arasında apaçık bir bağlantı var (13, 18).
„Senkronizm“ ile ilgili bilimsel bilgiler
Tüm dünyada biyolojik osilatörler ve bunların senkronize edici özellikleri üzerine çalışmakta olan birçok bilimsel araştırma grubu bulunmaktadır.  Ve yapılan birçok deneyde, senkronizasyon fenomeninin, belirli bir frekansın dışarıdan etki ettirilmesi durumunda buna çok büyük bir hassasiyet ile cevap veriyor olduğu gözlenmiştir. Çok çabuk  ve yogun bir senkronizasyon etkisi yapan frekans pencereleri yanında, bunun tam karşıtı bir etki yapan ve düzenli senkronizasyonu bozan frekans pencereleri olduğu da tesbit edilmiştir. Bu potansiyel tehlikeye bilim adamları tarafından belirgin şekilde dikkat çekilmiştir (14-16).
„Dengede olmayan Termodinamik“ bilgisinin ışığında kas hücrelerinin fonksiyonlarına ilişkin yeni görüşler 
Halen bu işin uzmanı olan kişilerce bile, kasların çalışmasında kas kontraksiyonu’nun özellikle enerji gerektiren bir süreç olduğu kabul edilmekte ve kasların esnemesi hali’nin pasif bir süreç olduğu düşünülmektedir. Ancak, kaslardaki enerjetik fonksiyon süreçlerine ilişkin bu genel görüş Paerisch & Randoll (17) tarafından, „Dengede olmayan Termodinamik“ bilgisi ışığında elde edilen yeni görüşler gözönünde bulundurularak kas fonksiyonlarıyla ilgili olarak yapılan bilimsel çalışmada çürütülerek tam tersi gösterilmiştir. Bir hücrenin tekrar kasılabilmesi için bir „kasılmaya hazır oluş potensiyeli“ne sahip olması yani (elektriksel) bir mebran gerilimi hazırlamış olması gerekmektedir. Bu „gerilim“in sinir hücrelerinden gelen sinyallerin etkisiyle kesintiye uğramasıyla da Kontraksiyon hedefe yönelik bir şekilde oluşturularak arzu edilen hareket gerçekleştirilmiş olmaktadır. Depolarizasyon da denilen bu kontraksiyon, kas hücresi açısından bakıldığında pasif bir süreçtir. Bunu takiben, mümkün olan en çabuk şekilde,  gevşemiş haldeki „hazır bulunma“ durumuna geçiş, yani repolarizasyon ve böylece „kas hücresinin gevşemesi" işlemi, asıl enerji tüketen ve kas hücresi açısından bakıldığında da aktif olan süreçtir. Bu termodinamik bakımdan dengede olmama haline tekrar dönüşün sağlanması süreci, hücrenin içinde bulunduğu çevrenin (hücre dışı Matrix) fiziko-kimyasal kalite ve kantitesine bağımlıdır.Kas liflerinin kontraksiyonu sürecinde asıl enerji harcanan işlem, kas hücresinin repolarizasyonu ve aktin flamentlerinden Miyozin’in ayrışması  işidir . Bu da ATP’nin,  öncelikle gerginlikten uzak, gevşemiş haldeki „hareket etmeye hazır oluş hali“nin (dinlenme potensiyeli) tekrar ortaya çıkartılması için mutlaka gerekli olduğu demektir.  
Kasların kendilerine özgü doğal titreşimleri, Bifurkasyon ve Entrainment (kendine benzeterek, etki ederek, beraberinde alıp götürme)
Yaptığımız bilimsel çalışmalar çerçevesinde, Hücre dışı matriks’in içinde bulunduğu durumun kalitesine bağlı olarak
meydana gelmekte olan vekas kontraksiyonunun „kalitesini“ etkileyen iki tip “mekanizma“ tesbit ettik ve buna Matematikte kullanılan terminolojiden hareketle „Bifurkasyon davranışı“ adını verdik (Açıklamalara bakınız) (18).1. Eğer kontraksiyonu meydana getiren şartlar „normal“ ise, ilk ortaya çıkışı fizyolojik tremor’a dayanan kas kontraksiyonu „Deşarj sinyalleri üzerinden hepimizin bildiği kas titremesine (ateş titremesi, soğukta üşüyünce görülen titreme, ortostatik hipotansiyon ve buna bagli senkop halinde görülen zentralizasyon titremesi gibi) dönüşür. Bir kasın titreme durumundayken kontrakte olmaya devam etmesi mümkün değildir. Kasların yaptıkları bu „senkronizasyon“ işleminin meydana gelebildiği „Frekans Penceresi“ her yaş ve her cinsten tüm insanlar için aynı  olup beyin dalgalarımızın da frekansı olan Alfa Dalgaları Ritmindedir (8-12 Herz arasında).
Biz bu frekans penceresini „Yaşamı sürdürmek için gerekli olan frekans penceresi“ olarak isimlendiriyoruz (Şekil 2). Bu durumda iskelet kasları , matematikte bilinen bir durum olan „Bifurkasyon“ davranışını göstermiş olmaktadırlar. Hücre dışı matriks’in içinde bulunduğu „normal“ çıkış noktasının durumuna bağlı olarak, kas, son haddine kadar kasıldığında fizyolojik senkronizasyon moduna geçmekte (yaşamda kalma titreşimi) ya da eğer çıkış noktasında kas asidotik halde ise, önce geriye döndürülebilir (reversibel) bir durumda olan bir ara hale (Kramp, sertleşme hali, ağrı), bu ara hal üzerinden de geriye döndürülemez (irreversibel) bir hal olan „yaralanmaya, normal’den kaymaya açık olma“ hali ortaya çıkmaktadır (Randoll-Bifurkasyon’u).
İskelet kaslarının „dinamik finite element Modeli“ ile hesaplanıp çizilen modeldeki son hallerine bakıldığında da, sonuçta kas göbeklerinde tipik kontraksiyon artıklarının oluşmuş olduklarını görürüz, ki bunun sonucun da da kasların elastisitesi kısıtlanmakta , özellikle de titreşim kaliteleri bozulmaktadır.
Matematik’te bilinen bir metot olan „Dinamik Finite Element „metodu kullanılarak kas titreşimlerinin dinamiğinin  computerlarla simule edilmesi mümkündür. Ayrıca, bu titreme ritmiyle, vücut yapımızın özelliği nedeniyle ayrılmaz bir şekilde bağlı olan bir diğer mekanizma da, hücre dışı matriksdeki maksimal lenfatik-venös   perfüzyondur. Ki bu da titreşimin antiödematöz etkisini açıklayan bir özelliktir. Açıkça görülmektedir ki, vücudumuz, son gücünü tümüyle perfuzyon için kullanarak kendi kendisini yaralanmalar ve ölme halinden korumaya calişmaktadır. Aynı zamanda da yaşamsal öneme sahip organları koruyabilmek ve onların yaşamlarını devam ettirebilmek için vücut sıvılarını zetralize etmektedir.
2. Ancak eğer hücreler halen hücresel seviyedeki bir enerji krizi içinde iseler, bu durumda dokunun aside hale gelmiş olması nedeniyle, ağrı eşliğinde gözle görülür sertlikler ortaya çıkar. Bu noktada depolarizasyon üzerinden (19) meydana gelen kontraksiyon (kasılma) , artik bu yörede ATP üretilemediği için, bir daha çözülemez haldedir. Eğer bunun sonucunda fizyolojik süreçlerin %100 kesintiye uğraması sebebiyle artık hiç ATP üretilemezse, en uç durumda, bunun sonucu ölüm halidir ve „ölüm katılığı“ dediğimiz hal meydana gelir.
Dokunun asidotik hale gelmesi sonucunda, ağrı algılama eşiği de daha hassas hale gelir; bu da kasların kontraksiyona (kasılmaya) hazır oluş hallerini arttırır. Böyle bir durumda, herhangi bir sinir sinyaline ihtiyaç olmaksızın spontane kramplar ortaya çıkabilir (20).
Kontraksiyon artıkları (artık remanenzler) nedeniyle meydana gelen ağrı sendromları  
Halen, miyofasiyal, mıyoasidotik ve miyotendinik ağrı sendromlarının meydana gelişini açıklamaya en uygun patofizyolojik model „hücresel enerji krizi“ dediğimiz durumdur. Venol ve Arteriollerin kompresyonu sonucunda o bölgeye giden oksijen miktarı kısıtlandiği için ATP üretimi azalmaktadır. Bu Hipoksi durumu sonucunda meydana gelen hücre bazındaki enerji eksikliği nedeniyle kas liflerinin kontrakte halde kalmaları durumu Paerisch&Randoll (17) tarafindan, „kontraksiyon artıkları“ daha doğrusu „artık remanenzler“ olarak adlandırılmakta olup, bunların en ince kas liflerinde de meydana gelebileceklerini ve bunun yanında  ağrıya da sebep olabileceklerini ifade etmektedirler. Ayrıca bir önemli başka nokta da şudur: bu süreç  bozulmaları sonucunda  Fassiye sisteminde ortaya çıkabilecek kısalmalar neticesinde, fassiyeleri besleyen ve fassiyelerden geçen kan damarları ve sinirlerin kayganlığının/hareketliliğinin engellenmesi sonucunda biçim bozulmaları da meydana gelir.
Kasların istemli bir şekilde kasılmaları ve gevşetilmeleri mümkündür. Ancak kontraksiyon artıklarının istemli olarak çözülebilmelerine imkan yoktur. Yukarıda tarif edilen sürece paralel olarak kaslarda mikro düzeyde meydana gelmiş olan visko elastik değişiklikler de bir yandan ağrılı intramuskuler Disbalans hallerine sebep olurlar; buna ilaveten, kontrakte haldeki kas liflerinin bir hareket yapabilmek için kullanılmalarına da imkan kalmamıştır artık. Hareket varyasyonlarının çeşitliliği tamamen kısıtlanmıştır ve „korunma postürü“ dediğimiz hareket tabloları yanında (örneğin hasta daha genç yaşta ise ve çocuklarda) büyüme bozuklukları ile  buna bağlı olan skolyozlar, spazmlar da ortaya çıkabilir.
SONUÇ
Hücre bazındaki enerji metabolizmasında meydana gelen eksikliğin uygun tedavi metotlarının yardımıyla tekrar normalize edilmesi gerekmektedir. Anlaşıldığı kadarıyla da, öncelik hücre metabolizmasının mikroskopik bazda temizlenip, yeniden düzenlenmesi olmakta olup, makroskopik bazda hareket egsersizleri uygulanması ve bir antrenman programına başlanması bundan sonra gelmektedir.
Bu durumda, bir ağrının tamamen geçmesi demek „hücre bazındaki dengeleri -normal-den kaymış ve hareketleri içinde bulundukları hücresel ortamın durumuna göre her an değişen, dengeleyici unsurların  geri adapte edilmeleri (readaptasyon)“ demek olduğundan, çözümün de bu seviyede aranması gerekmektedir (21-24).
Tamamlayıcı ve optimize edici bir Tedavi
Elde edilen bu bilgiler sonucunda, yukarıda tarif edilen hücre bazındaki bu süreç bozulmalarına yine hücre bazında ve  hedefe yönelik olarak etki edebilen bir tedavi metodu geliştirilmiştir: Matriks-Ritim-Tedavisi. Bu tedavi metodu, halen bilinmekte olan ve regulasyon tıbbi veya holistik tıb dediğimiz tıbbın zaten ayrılmaz bir parçası olan fizik tedavi metotlarına, bu konuya günümüzün son bilimsel gelişmelerini de entegre eden, yeni bir katkıdır. Gerek manuel teknikler gerekse osteopati teknikleri ile kombine edilerek uygulanması son derece anlamlı ve başarılı olmaktadır (25). Matriks-Ritim-Tedavisi uygulanırken, tedavi edilmek istenen doku üzerine yerleştirilen tedavi başlığı (resonatör) (şekil 3) ile manyetomekanik özellikteki , 8 ile 12 Herz arasında ayarlanabilen mekanik titreşim  dokuya faz senkron olarak etki ettirilmek suretiyle, dokudaki fizyolojik süreçler tekrar “normalize” edilmektedir. Bu etki sonucunda da (bu etki insan vücudunun yapisina tamamen uygun olduğu için), dokuyu ritmik bir şekilde derinden mikro esneterek, dokunun hücre metabolizması  reaktive edilmekte olup bunun sonucunda da induktif olarak, kasların kontrakte olan kısımları çözülmektedir (Sirkulasyon àOksijen àATP àGerginliğin çözülmesi).
Sağlıklı dokuların kendilerine özgü bu biyolojik ritminden hareketle, Matriks-Ritim-Tedavisi aletinin “logaritmik spiral” biçimindeki tedavi başlığı ile tedavi edilmek istenen dokuya koherent manyeto mekanik titreşimler derine etki edecek şekilde uygulanırlar. “Normal”den kaymış ritme adapte oldukları için kendileri de “normal”den kaymış olan biyokimyasal ve biyofiziksel süreçler reaktive daha doğrusu regenere edilerek  geri adapte olurlar. Bu ayarlayıcı mikro esnetme’nin etkisiyle, dokunun kendine özgü doğal titreşimleri son derece etkin bir sekildeolarak aktive edilirler. 
Bu işlemin gerçekleşmesinde devreye giren mekanizma, “etki ederek, beraberinde alıp götürme mekanızması“ dediğimiz  “Entrainment” (Kaynakçaya bakınız) mekanizmasıdır ki bu etkinin tesiriyle  vücudun kendine özgü süreçleri , ritimler üzerinden, belirgin şekilde tarif  edilmiş frekans pencerelerine geri adapte edilebilmektedirler. Bu gerek mikroskopik gerekse makroskopik düzeydeki “frekans pencereleri” fenomeninden bilimsel birçok kaynakta bahsedilmektedir.
Frekans Pencereleri ve “Entrainment etkisi”yle ilgili olarak yapılan aktüel bir bilimsel çalışmada Simeon et al (16) şöyle denmektedir: “Yaptığımız incelemenin sonucunda Matriks-Ritim-Tedavisi bağlamında şu sonucu çıkarıyoruz: uygulanan mekanik titreşim, deneysel olarak gözlemlenen 8 ile 12 Herz arasındaki frekans penceresinin dışında olursa, senkronizasyon davranışının derecesinde ve  de özellikle Kohernz özelliğindebir azalmasöz konusu olabileceği gibi, hatta olumsuz bazı etkiler de ortaya çıkabilir. “
MaRhyThe® , semptomlarının sebebi mikrosirkulasyonun bozulması olan tüm rahatsızlık/hastalık durumlarında da çok olumlu sonuçlar vermektedir. Matriks-Ritim-Tedavisi, Erlangen Üniversitesinde yapılan “Klinik Bağlantılı  Bilimsel Taban araştırmaları”sonunda geliştirildikten bu yana, öncelikle Rehabilitasyon alanında fazla yüklenmeler, yaralanmalar, geçirilen kazalardan ve operasyon sonrasında  ortaya çıkabilecek ikincil olumsuz durumları önlemek üzere; ayrıca profesyonel spor alanında ve Veteriner Hekimlik sahalarında da başarıyla kullanılmaktadır. Aynı zamada, koruyucu hekimlik alanında da -sağlığı tehdid edici gelişmelerin herhangibir semptomun ortaya çıkmasına fırsat vermeden, zamanında önlenmesi için kullanılmaktadır.
 
Şekil 3
Solda: Matriks-Ritim-Tedavisi Aleti; Ortada: Manyetik alan; Sağda: aletin “resonatör” adı verilen tedavi başlığı dokuya uygulandığında, bu resonatörün özel biçiminin (logaritmik spiral) mekanik etkisiyle ortaya çıkan ritmik dalgalar halindeki harmonik desen, doku tarafından “alınarak” (entrainment etkisi), bu hareket aynen dokuda da devam etmektedir.
ŞEKİLLER                                                                     
(Tüm şekiller Dr. Ulrich R andoll tarafından hazırlanmıştır).
KAYNAKÇA
Randoll, U.G., Pangan, R. 1992. „The Role of complex biophysical-chemical therapies for cancer. Bioelectrochemistry and Bioenergetics” 27:341-6
1.       Randoll, U.G. 1993 “Die Bedeutung von Regulation und Rhythmus für ärtzliche Diagnostik und Therapie. In Gesundheit und Krankheit aus der Sicht der Wissenschaften, ed. H. Albrecht. Stuttgart:Hippokrates Verlag.
2.       Randoll, U.G. 1994 „Neue Therapieverfahren; interdisziplinäre Grundlagenforschung. Ein Pilotprojekt an der Universität Erlangen-Nürnberg“. Minimal Invasive Medizin 5, 4: 185-6
3.       Randoll, U.G., Regling, G. 1994
„Neue Institutionen; Arbeitskreis “Elektrophysiologie des Knochens“ in der detsch. Ges. f. Osteologie“. Minimal Invasive Medizin 5, 3:143
4.       Randoll, U.G., Dehmlow, R. et al. 1994
“Ultrastruckture Tomographical Observations of Life Processes as dependent on Weak Elecktromagnetick Fields“. Dtsch.Zschr.Onkol. 26, 1:12-4
5.       Randoll, U.G., Keilholz, L. 1994
“Granulozytenfunktionstest im “dicken Bluttropfen” “. Forum Immunologie 3: 11-3
6.       Progogine, I., Nicolis, G. et al. 1972
“Thermodynamics of evolution”. Physics today
11:23-8
7.       Haken, H. 1979
“Pattern Formation and Pattern Recognition”.Berlin: Springer Verlag.
8.       Fröhlich, H. 1975
“Evidence for Base Condensation like Exitations of Coherent Models in biological Systems”. Phys. Letters 51 A:21
9.       Petenyi, A. 1998
“Ossilation der Quergestreiften Skelettmuskulatur während isometrischer Kontraktion. Abhängigkeit der Ossilationsqualität von der Größe der Kraftentwicklung, Alter, Krankheit, Trainingszustand und weiteren Individuallfaktoren“. Inaugural-Dissertation zur Erlangung der Doktorwürde der Medizinischen Fakultät der Friedrich-Alexander-Universität Erlangen-Nürnberg. Abteilung f. Unfallchrurgie 1998.
10.   Rohracher, H. 1959
„Ständige Muskelaktivität (Mikrovibration), Tonus und Konstanz der Körpertemperatur“. Wien:Schriftenrheie Universität.
11.   Gallasch, E., Moser, M. et al. 1997
„Effects of an eight-day space flight on Microvibration and physiological tremor”. A.J. Physiol. 273: R86-92
12.   Randoll, U.G., Hennig, F.F. 1998
„Muskeloszillation, -Kraft und Osteoporose“. Osteologie Supplement 7, 24:133
13.   Strogatz, S. 2003
“Sync: The emerging science of spontaneous order“
New York:Hyperion
14.   Winfree, A.T. 1987
“The timing of biological clocks”.
New York, NY: Scientific American Books.
15.   Simeon, B.;Serban, L.; Petzold, L. 2009
“A model of Macroscale Deformation and Microvibration in Skeletal Muscle Tissue”. M”AN Mathematical Modelling and Numerical Analysis:1-19
16.   Paerisch, M.; Randoll, U.G. 1998
„Neue elektrodynamische Erkenntnisse zur Funktions- und Trainingssteuerung des Skelettmuskels”.
Erfahrungsheilkunde 5:325-34
17.   Randoll, U.G.; Hennig, F.F. 2007
“Ein Interdisziplinäres Konzept zur Diagnostik und Therapie von Patienten mit Muskel- und Gelenkschmerzen innerhalb und Außerhalb des Kraniomandibulären Systems“. Kraniofaciale Orthopädie, ed. Erich Wühr. Bad Kötzting: Verlag für Ganzheitliche Medizin.
18.   Randoll, U.G.;Hennig, F.F. 1998
“Morphological Adaptation of Vital Human Cells to Different pH-Values.Endocytobiosis and Cell Research”.Endocytobiologie VII
19.   Randoll,U.G.; Simeon,B. 2007
“Theory and clinical Approaches to Chronic Back Pain by Synchronism and Entrainment” .The 42th Winter Seminar January 13-27.
Klosters, Switzerland. Biophysical Chemistry , Molecular Biology and Cybernetics of Cell Funktions.
20.   Randoll, U.G.;Funk R.H.W. 2004
„Rückenschmerz aus dem Blickwinkel neuer Physik und Zellbiologie sowie Behandlung mit der Matrix-Rhythmus-Therapie (MaRhyThe)“.Die Säule-Gesunder Rücken-besser Leben 14, 2:62-7
21.   Jäger,A. 2006
„Der Effekt der tiefenwirksamen, rhythmiscchen Mikro-Extensionstechnik (Matrix-Rhythmus-Therapie) in der Bewegungstherapie“. Inaugural-Dissertation zur Erlangung der Doktorwürde der Fakultät für Geistes- und Sozialwissenschaften. Hannover.
22.   Randoll,U.G.;Hennig,F.F. 2005
„Matrix-Rhythmus-Therapie für Zeitstrukturen und Prozesse“. Ganzheitliche Zahnmedizin GZM Netzwerk-Journal-Praxis und Wissenschaft 10, 1:20-5
23.   Albert, L. 2006
„Wirksamkeitsnachweis der Kosten-Relation des Einsatzes der Matrix-Rhythmus-Therapie in der Automobilindustrie am Beispiel der DaimlerChrysler AG am Standort Sindelfingen“. Diplomarbeit zum Erlangen des Grades Diplom-Betriebswirt(FH) Diploma. Fachhochschule Plauen/Vogtland.
24.   Randoll, U. G.; Mc Cutcheon,R.; Hennig F.F. 2006
“Matrix-Rhythmus-Therapie und der osteopatische Ansatz”. Osteopathische Medizin 7,  1:28-34
 
BİLGİLERİNİ DERİNLEŞTİRMEK İSTEYENLER İÇİN İLERİ KAYNAKLAR
Dietrich, F. 2007
„Ein Zwei-Skalen-Modell  zur Simulation von Vibrationstherapien für die Skelettmuskulatur“ . Diplomarbeit Technische Universität München. Zentrum Mathematik. M2 numerische Mathematik. Prof. Bernd Simeon.München
(Münih Teknik Üniversitesi, M2 numerik Matematik Bölümü’nde yapılmış bir Diploma Çalışması.)
Paerisch, M. 2003
„Ecco Caro muscularum. Die Steuerung und Regelung des Betriebs der Skeletmuskulatur“. Skeuditz.
Schkeuditzer Buchverlag.
(İskelet kaslarının çalışma sistemlerinin yönlendirilme ve düzenlenme Mekanizmaları)
Randoll, U.G. 1997
I. Cell-Matrix and Cells – Field and Rhythm-Structures of Life. II. Results of Dynamic Diagnostics – Consequences for the Treatment of Chronic Diseases. Proceedings Rae WJ. 15th Annual International Symposium on Man and His Environment”. Dallas.
Randoll, U.G. 1997
“Matrix-Rhtym-Therapie of Dynamic Illnesses. In Extracellular Matrix and Groundregulation System in Health and Disease”.  
ed. H.Heine, M.Rimpler. Stuttgart, Jena, New York: G. Fischer.
Randoll, U.G. , Hennig F.F. 2004
„Kohärente Rhythmen und ihre Anwendungen bei Sportverletzungen“. Co Med: Januar 46-9
(Koherent Ritimler ve bunların Spor yaralanmalarının tedavisinde kullanılmaları. )
Randoll, U.G., Paerisch, M.1997
„Regelung von kontraktilen Muskelfaserschwingungen unter dem Einfluss des Gravitationsfeldes der Erde“. Vortrag. geh. auf der 8. AK-Tagung der Dtsch Ges. f. Osteologie. Erlangen.
(Kontraksiyona sebep olan kas titreşimlerinin yer çekimi kuvvetinin etkisi kullanılarak „düzenlenmeleri/ geri adapte edilmeleri“. Alman Osteoloji Derneğinin 8. AK-Kongresinde yapılan Konuşma. Erlangen.)
Thiemann, S. 2006
„Modelierung und numerische Simulation der Skelettmuskulatur“. Diplomarbeit. Technische Universität München. Fakultät f. Mathematik. Lehrstuhl f. numerische Mathematik. Prof. B. Simeon. München.
(İskelet kaslarının numerik
simulasyon ile görüntülenmesi)
Winfree AT.1980
„The Geometry of Biological Time”.
New York, NY:Springer Verlag
(Biyolojik zamanın geometrisi)


Ulrich G. Randoll
Tıp Doktoru, araştırmacı ve çeşitli bilimsel yayınları
bulunmakta; halen Münih’te kendi muayenehanesinde (Münih Matriks-Merkezi) doktorluk mesleğini sürdürmekte; 1988-1997 yılları arasında Erlangen-Nürnberg Üniversitesinde, „biyolojik zaman desenleri“ ile bir hücrede çeşitli hiyerarşik skalalarda meydana gelmekte olan biyofizyolojik süreçler arasındaki bağlantının ne olduğunu Video-Mikroskop kullanarak inceledi; Bu çalışmalar sonucunda “koherent alanlar” ve “Senkronizasyon” ile ilgili olarak elde edilen yeni bilgiler ışığında MaRhyThe® yi geliştirdi.
Kontakt adresi: Matrix-Center München, Lortzingstr. 26, 81241 München, Fon: ++49 89 76 75 36 85, Fax: ++49 89 76 75 37 95,
info@matrix-center.com
EK BİLGİ:
Konuya ilişkin tamamlayıcı resimler ve bunların detaylı açıklamaları aşağıdaki adresten temin edilebilir:
www.physiotherapeuten.de/exclusiv/archiv/2009/pt06_randoll_zusatzinfo.pdf

Friedrich G. Hennig 
Erlangen Üniversitesi Travmatoloji Bölümü Şefi (Prof. Dr.); Erlangen Üniversitesi Fizyoterapi Ünitesi Şefi; Kalça- ve Diz mafsalları Operasyonu alanında gerek operatör gerekse metot geliştirme konularında, Biyomekanik ve Materyallerin Histokompatibiliteleri konusunda, hücre biyolojisi ile ilgili ana dinamikler ile kemiklerin mikroperfuzyonlarıyla ilgili sorunlar alanında uzman.

İNTERNET ÜZERİNDEN BİLGİ:
1989-89 yılları arasında Erlangen Üniversitesinde yapılan „Hücre Biyolojisi Klinik tabanlı Bilimsel Araştırmalar Projesi“ kapsamındaki çalışmalar sonucunda elde edilen teorik ve pratik bilimsel deneyimleri ve sonuçları aşağıdaki adreste okuyabilirsiniz:
 
 

 
 
 
Yayının ilk basımı:
Fizyoterapistler Dergisi (Zeitschrift für Physiutherapeuten)
pt 6_2009
Richard Pflaum Verlag GmbH&co.KG
Lazarettstr. 4, 80636 München
www.physiotherapeuten.de
 
<< Geri Dön